OHAL SONRASI YAPMAMIZ GEREKENLER

1897570_720x360

20 Temmuz Çarşamba 13.00 da başlayan Milli Güvenlik Kurulu Olağan Toplantısı, yaklaşık 4 saat sürdü ve bugüne kadar görülmüş en kritik MGK Toplantısı olarak tarihe geçti. Aslında Türkiye’de bir çoğumuz, idamın tekrar geleceğini düşünüyordu lakin idamın tekrar gelmesi, çok zor gibi görünüyor. Cumhurbaşkanının Pazarı Pazartesiye bağlayan gecede yapmış olduğu konuşmada; idamın üzerinde durması ve MGK da kritik bir kararın açıklanacağı konularına deyinmesi; gerek halkı gerekse de medya ve uluslararası örgütleri büyük bir ikileme sokmuştu ki dün akşam MGK ve Bakanlar Kurulu Olağan Toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğanın açıklamaları; herkesin “idam gelecek” savını çürüttü

Cumhurbaşkanı Erdoğan; 3 Aylık Olağanüstü Hal kararı alındığını ve OHAL’in, Sıkıyönetim ile karıştırılmaması durumunu bildirdi. Devlet, 14 yılın ardınan ilk kez OHAL kararı almıştı. Lakin bu OHAL kararı o kadar da tehlikeli ve bizim kişisel hak ve özgürlüklerimizi kısıtlayacak bir karar değil.Bizim bu 3 ay boyunca yapmamız gereken 3 temel şey var Bunlar:

  • Kimliksiz Sakın Dışarı Çıkmayalım
  • Yanımızda silah-bıçak gibi kesici delici alet taşımayalım
  • Polisin kimlik kontrolü yaptığı ya da ikaz ettiği yerlerde, polise itiraz etmeyip kontrol yapmasına izin verelim.

Aksi Takdirde polis her an bizi tutuklar ve işler biraz daha karışabilir.

Devletin OHAL kararı alması nedenleri ise aslına şunlar:

  • Kamu kurumları içerisine sızmış FETÖ(cemaaatci) çalışanları, açığa alma, görevden alma, diploma ve lisanslarını iptal etme ve memuriyetten temelli uzaklaştırma
  • FETÖ’ye maddi destek sağlayan ticari kuruluşlar ve şirketleri, feshettirme ve kapatma/kayyum atama
  • FETÖ’ye bağlı Konaklama tesisleri, eğitim merkezleri, spor kulüpleri ve okulları kapatmak
  • Hükümetin, meclise danışma zorunluluğu olmadan kararlar almasını sağlamak
  • Bakanlar Kurulunun Kanun Hükmünde Kararname almasını sağlamak ve idari mekanizmaları daha da hızlı organize ederek FETÖ mensuplarının gerekli cezai işlemlerini artırmak.
  • Darbe girişimi sonrasında, Hükümetin zedelenen gücünü, hukuki statüde artırma

OHAL’in alınma nedenleri ve bizim yapmamız gerekenler bunlardır. Yani herhangi bir terör örgütü mensubu değilsek ya da bir terör örgütü içerisinde bulunmadıysak, tedirgin olmamıza da gerek yoktur. sadece yukarıda yazdığım 3 kriteri uygularsak, 3 aylık dönemimiz gayet iyi geçer.

Bunların dışında OHAL kararını biraz daha uygun ve anlaşılır bir dilde anlatmak gerekirse şöyle demek isterim: “Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe” lafını biliriz hepimiz. İşte OHAL dönemi ise, “Devlet Başa” kavramıdır. daha da açık anlatamam herhalde

…Mustafa Metin KURT….

ADIM ADIM DARBENİN ÖNLENMESİ

dpage_aydin-yazar-ve-siyasetcilerden-darbe-girisimine-lanet-hukuk-devletine-saygi-cagrisi_093784300

16:00/Ankara:

MİT. Ankarada şüphe yaratan askeri hareketlilik tespit edip durumu Genelkurmaya iletti. (Genelkurmay bünyesinde bir grup darbe kalkışmada bulunacaktır) şeklinde

16-18.00/Ankra

Genelkurmay Başk Hulusi Akar, KKK Gk II.Başk.; toplanarak MİT’ten gelen İstihbaratı değerlendirdirdi ve Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığına ve Genelkurmay Harekat Plan Daire Başkanlığına rapor verip durumun ivedi şekilde bastırılması şeklinde emir verdi(Lakin Gk. İsthbr D. Başkanı ve Harekat Plan Dalire başkanı da, darbe planının yönetici kadrosunun içerisindeydi.)

18.00/Ankara

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay’da ki olağanüstü toplatıya katıldı ve  toplantıdan sonra tüm hava sahasını askeri uçaklara kapatan, ayrıca tank ve birlik hareketliliğini yasaklayan talimatları gönderdi. (Talimatlar, Gk Harekat Plan Daire Başkanlığına iletildi lakin Daire başkanı baştan beri planı hazırladığı için emri muvazzaf subaylara ve komutanlara iletmedi. Tam tersi; darbeyi planlayan komutan/teröristlere; Genelkurmay’ın darbeyi öğrendiğini ve mukavemet göstereceğini; darbenin derhal başlaması gerektiğini iletti. Bu durum, darbeci terörist subayların whatsapp konuşmalarında mevcut.)

19:00 Trakya

Darbe planını reddeden I. Ordu Komutanı Org. Ümit Güler(Trakya Ordu Komutanı olarak bilinir), durumu Cumhurbaşkanına ileterek ivedi şekilde İstanbul Atatürk Havaalanına gelmesini ve oraya gelirse koruyabileceğini iletir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sırada Marmaris’de ki oteldedir. Eğer Cumhurbaşkanı Anadolu yakasına ya da başka bir yere gitseydi, durumlar daha da değişirdi. Trakya ordu komutanı, kendisine en yakın ve en kolay kontrolü sağlayabilecek yere gelmesini istedi

21:00/Ankara

Darbeciler Genelkurmay Karargâhı’nda Orgeneral Akar ve Orgeneral Güler’i rehin aldı. Sonradan gelen Orgeneral Çolak da derdest edildi.

22:00/Ankara

Genelkurmay başkanlığı polis kordonuna alındığı için, darbeci terörist subaylar, esirleri  helikoptere bindirerek Akıncı Hava Üssüne götürürler.(Akıncı Hava Üssü komutanı da darbecilerin arasındadır ve darbeci subaylar, Akıncı Üssünü, karargah olarak kullanır.)

22.20/İstanbul

Darbeye destek veren Tankçı Mekanize Tugay Birlikleri, İstanbul boğazını geçişe kapatarak halka fiili deklarasyon uyguladı.

22:30/İstanbul

İstanbul Atatürk Havalimanı, tanklarla gelen askerler tarafından ele geçirildi ve havalimanına giriş çıkışlar yasaklandı.

23:00/Kastamonu

Başbakan Binali Yıldırım, (İçişleri Bak. Efkan Ala’nın açıklamasına göre) Ankara’ya hareket ederken, Ankara’nın güvenli olmadığının haberini alması üzerine, Kastamonu Tosya Kaymakamının evinde kaldı. Kaymakamın evi, Karargah gibi kullanıldı. Başbakan Yıldırım, aynı saatlerde  canlı bağlandığı NTV’ye; “bu bil kalkışmadır diyerek Türk milletini sokağa çıkmaya ve kalkışmaya karşı direnmeye, milli iradeyi korumaya davet etti”

23:45/Ankara

Cuntacı kalkışmaya karşı sokağa çıkan halkı korkutmak için bir grup asker TRT Binasını bastı. Daha sonra TRT’de canlı olarak, korsan “darbe bildirisi” okutuldu

00:10/Ankara

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakanı arayarak, bu darbeye karşı hükümetin ve cumhurbaşkanının yanında olduğunu belirtti.

00:25/İstanbul CNN

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, CNN’nin canlı yayınına görüntülü arama ile bağlandı. “Silahlı Kuvvetler içinde ki azınlığın kalkışma hareketi, paralel yapılanmanın teşvik ettiği harekettir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, halkı meydanlara ve havaalanına çağırarak kalkışmaya karşı dik durmaya davet etti

00:50/İstanbul

Cumhurbaşkanının çağrısı üzerine İst. Atatürk Havalimanına akın eden halk, cuntacı askerlere baskı kurarak askerlerin geri çekilmesini sağladı.

01:20/Ankara

Cuntacı Terörist Subayların kontrolünde ki bir savaş uçağı, Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığına saldırı gerçekleştirdi. Darbeye karşı ilk silahlı direnişi gösterecek olan Gölbaşı Öz. Har. Birlikleri, bu saldırıya karşı etkisiz hale getirilerek darbeye mukavemet göstermemesi sağlanmaya çalışılmıştır

02:00/İstanbul

Direnişi daha da güçlendiren halka karşı terörist subaylar, ateşle karşılık verdi.terörist askerlerin halka ateş açması sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Bu sayede halkın dağıtılması ve susturulması hedeflenmişti lakin halk daha da toplu ve güçlü hareket etmeye başladı.

02:20/Ankara

Bir grup cuntacı terörist, Cumhurbaşkanlığı külliyesine girmeye çalıştı fakat külliyede ki cumhurbaşkanı korumaları tarafından tutuklandılar(CNN haberine göre 13 üst rütbeli subay gözaltına alındı)

02.30/Ankara

Cuntacı terösitlerin kontrolünde ki savaş uçakları, helikopterler; TBMM’ye, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlığına saldırı gerçekleştirdi. TBMM’ye yapılan saldırılar, Başbakan Binali Yıldılrım’ın odasına isabet etti. Bu isabet tabii ki de tesadüfen değildi.

02.45/İstanbul

İstanbul Harbiye’de ki TRT Radyo binası, cuntacı teröristler tarafından kuşatıldı

03:15/İstanbul

TRT İstanbul Radyosunu kuşatan cuntacılar, bölgeye gelen polisle çatışmaya başladı. Bir grup asker tutuklanırken bir grup da Kuleli Askeri Lisesine girdi.

03.30/İstanbul

Cumhurbaşkanının CNN’e yaptığı telefon bağlantısından sonra, Cuntacı bir grup asker CNN’i basarak yayını durdurmaya çalıştı. Gerek halkın baskısı gerekse de polisin çabası sonrası, olaydan haberi olmayan erler teslim oldu fakat başlarında bulunan bir binbaşı mukavemet gösterdi.

03:10/İstanbul

İBB Binası, Cuntacı teröristler tarafından ablukaya alındı

03.30/İstanbul

İBB Binası önünde polis ve teröristlerle çatışma yaşandı

03.35/Ankara

TRT’yi basarak halkın gözünü korkutmayı başaramayan Cuntacı teröristler, toptan tüm kanalların yayın akışını kesmek ve halkın durumdan haberdar olmaması için TÜRKSAT binasına saldırı gerçekleştirdi.

04:20/İstanbul

CNN tekrar yayına bağlandı

03.40/Ankara

Ankara Emniyet müdürlüğüne, savaş uçağı ve helikopterlerce saldırı gerçekleştirildi.

06.00/İstanbul

THY uçuşların başlayacağını söyledi lakin İstanbul Boğazı, deniz ulaşımına kapatıldı

06.10/Ankara

Cumhurbaşkanlığına karadan giriş yapamayan cuntacılar, havadan sırf zarar vermek için Cumhurbaşkanlığı külliyesine F-16 savaş uçakları ile saldırı gerçekleştirdi.

06.35/Mersin

Mersin Garnizon Komutanı ve Akdeniz Bölge Komutanı Tuğamiral gözaltına alındı.

06:50/Ankara

Genelkurmay Başkanı, vekaleten I. Ordu Komutanı Org. Ümit Dündar’a verildi

07:30

III. Ordu komutanı ile birlikte 5 general ve 29 albay gözaltına alındı.

08.00/İstanbul

Boğaziçi köprüsü, kısman trafiğe açıldı

09.10/Ankara

Beştepe Jandarma Genel Komutanlığında ki Cuntacı terörist subaylar teslim oldu(teslim olmadan tüm üniformalarının çıkartılması istendi)

10:15/Ankara

Ankara Valiliği şöyle bir açıklama yaptı “15.07.2016 Cuma günü saat 22.00 sıralarında Ankara ilimiz başta olmak üzere bazı illerimizde darbe teşebbüsünde bulunan bazı askerlerin bu teşebbüsü güvenlik güçlerinin çabaları ve vatandaşlarımızın demokrasiye kuvvetle sahip çıkmasıyla boşa çıkarılmıştır. Ankara ilimizde farklı noktalarda vatandaşlarımız darbe teşebbüsünde bulunan askerleri güvenlik güçlerine teslim etmiştir. Aziz milletimizin demokrasiye olan inancı ve devletine olan bağlılığıyla tüm bu girişimler sonuçsuz kalacaktır. Bu duygularla ülkesine ve demokrasisine sahip çıkan tüm Ankaralı hemşerilerimize teşekkür ederiz.”

10.15/Gaziantep

Gaziantep’de bulunan 5. Zırlı tugay komutanlığında hareketli anlar yaşandı ve tanklar şehre çıkma girişiminde bulundu. Lakin çıkış yolları iş makinaları ile kapatıldığı için çıkışlar yapılamadı, tugayda ki cuntacılar, içeride kaldı.

10:20/Ankara

Akıncı Hava Üssüne kaçırılan Gen. Kur. Başkanı Hulusi Akar, yapılan kurmarma operasyonu sonucu kurtarıldı ve görevinin başına 10.30 da geçti.

12.00/Ankara

Jandarma Genel Komutanlığında halen teslim olmamakta direten cuntacı teröristlerle polis arasında yoğun çatışmalar yaşandı

13:00/Yunanistan

Yunanistan devlet televizyonu ERT, içinde 8 kişi olan bir Türk polis helikopterinin Dedeağaç’a indiğini bildirdi. Darbede istenilen sonucu alamayacaklarına kanaat getiren 8 subay, helikopter ile kaçtıkları Yunanistan’dan sığınma talepleri istedi  lakin Yunanistan Genel Kurmay Başkanlığı, Kara Şahin tipi Türk Askeri Helikopterinin, 8 personelle birlikte ivedi iade edileceğini duyurdu

 

17:00/Ankara-TBMM

Darbe teşebbüsü sonrası, TBMM olağanüstü toplantı düzenlendi. Toplantıya tüm milletvekillerinin katılması ve 4 meclis partisi başkanlarının yaptığı konuşmalar damga vurdu

 

SONUÇ:

  • Cuntacı Teröristler, daha önce planını yaptıkları darbe planında ummadıkları bir şeyle karşılaştılar. Daha önce olmuş darbelerde planlar hazırlanır ve tüm ordu komutanlarına durum bildirilip emir-komuta zincirine uygun şekilde darbe yapılırdı. Bu sefer, ordu içerisinde bölünmüş olan terörist cuntacılar, sadece kendileri arasında planlayarak yürütmeye soktukları darbenin başarılı olabileceğini düşündüler. Lakin akıl erdiremedikleri bir şey vardı, önceki darbe dönemlerinde, ülkede ekonomik istikrarsızlıklar, siyasi dengesizlikler ve yüksek işsizlik vardı. Bu yüzden darbeler çok kolay oluyordu.
  • Cuntacılar, önce ki darbe girişimlerini örnek almış; önce sokağa askeri ve tankı çıkarmış sonra da TRT binasını basarak halka darbeyi duyurmuş ve halkın itaat etmesini sağlamıştı. 80 döneminde Türkiye de kitek yayın organı TRT idi lakin şuan TRT den başka 43 medya grubu var. Asker sokağa indiği andan itibaren medya kuruluşları direk canlı yayın bağlantıları ile halkı bilgilendirmiş ve darbenin korsan olduğunu, hükümetin halen var olduğunu halka duyurmaya çalıştı.
  • Benim için en önemli sonuçlardan birisi budur ki; sosyal medya. Yani facebook – twitter. Halk sosyal medyadan örgütlenerek darbeye karşı tek vücut şekilde milli iradeyi korudu. Sosyal medya, darbeye karşı mücadelede ki en güçlü silahtı.
  • 60 darbesi, tarihe “Albaylar Darbesi” olarak geçmişti ve başarılı olmuştu. Dönemin başbakanı Adnan Menderes, Dönemin tüm Generallerini istifa ettirmiş ve olası darbeyi engellemeye çalışmıştı. Lakin asıl darbeyi, albaylar gerçekleştirmişti. Bu sefer ise Orgeneraller ve Ordu komutanlarından ziyade, Genelkurmay’ın idari komutanları darbeyi gerçekleştirdi.
  • Darbe teşebbüsünde en çok dikkatimi çeken kısım ise, diğer ülkelerin; dünyanın Türkiye için yaptığı açıklamalar… Darbe teşebbüsü esnasında; yani o en kritik 6 saat içerisinde hiçbir ülke devlet başkanı ya da uluslar arası örgüt temsilcileri, Türkiye hakkında bir açıklama yapmadılar. Nasıl ki darbe teşebbüsü başarısız sonuçlandı, diğer ülke liderleri ve uluslar arası örgüt temsilcileri o zaman açıklamalar yapmaya başladılar “bu olaylara Türk hükümetinin yanındayız” “Türkiye’de demokratik meşru hükümetin yanındayız” “Türkiye’de demokrasi kazandı” “Türkiye’de böylesi bir anti demokratik girişim asla kabul edilemez” gibi açıklamalar ile hükümetin yanında olduklarını bildirdiler. Lakin eğer bu darbe teşebbüsü başarılı olunsaydı bu sefer ne tür açıklama yapılacağı; tartışma konusu işte…
  • Diğer sonuçlardan birisi ise NATO… Darbe Sonucu tutuklanan komutanlara bakacak olursak; Malatya – Mersin – İncirlik gibi bölgelerde ki ordu komutanları tutuklandı. Malatya – Mersin – İncirlik(İncirlik Hava Üssünde ki Türk komutan) gibi ordugahlar; NATO’nun stratejik bölgeleri. Yani NATO’nun Türkiye’de ki stratejik öneme sahip ordu komutanlarının hepsi tutuklandı. Bu durum, NATO ile gelecek dönem dış politikamızı belirleyecektir elbette…
  • Bu yapılan darbe teşebbüsünün en kötü faturası TSK’ya biçilmiştir. Çünkü darbe teşebbüsü sonrasında TSK ya güven azalmıştır. İç güvenlik operasyonları, Suriye İç Savaşının tahribatı, PYD krizleri sonrasında; en çok güçlendirilmesi gereken TSK’ nın böylesi bir darbe teşebbüsü ile zayıflatılması, Türkiye’ye büyük zarar verecektir.
  • Darbe teşebbüsüne karşı tartışılmaz en sağlam en dik kararlı mücadeleyi tabii ki halk verdi. Bunu yazmadan bu yazı bitirilmezdi. 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgili bir yazı yazılması gerekiyorsa; o yazıda Türk Milletine de bir pay çıkarmak

 

Mustafa Metin KURT

TÜRKMENİSTAN GENEL PROFİLİ

turkmenistani-turkler-yeniliyor-9dbf220

Türkmenistan, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden biridir.  Türkmenistan, (Azerbaycan, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırgızistan, Özbekistan, ve Türkiye ile birlikte) günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletinden biri olup TÜRKSOY’un üyesidir. Resmî para birimi Manat’tır. Yönetim şekli cumhuriyettir. Türkmenistan, BM, İKÖ, BDT, IMF gibi uluslararası kuruluşlara üyedir.

ÜLKENİN GENEL TARİHÇESİ

Öncelikle belirtmek gerekir ki bir ülkenin dış politikasını incelemek için, ülkenin tarihini ve bulunduğu bölgede ki tarihsel arka planını bilmek gerekir

Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti 1924 yılında kurulmuştur. 27 Ekim 1991 tarihinde yapılan halk oylaması ile bağımsızlığını ilan eden Türkmenistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. Bağımsızlık öncesinde Mayıs 1990’da Türkmence ülkenin resmi dili olarak kabul edilmiş, 27 Ekim 1990’da ise Saparmurat Niyazov Devlet Başkanı seçilmiştir. Bağımsız Türkmenistan devletinin yeni Anayasası 18 Mayıs 1992’de Parlamento tarafından oybirliği ile kabul edilmiş ve 21 Haziran 1992’de halkoyuna sunularak onaylanmıştır. 1992 yılında kabul edilen Türkmenistan Anayasası’nda bugüne değin 1995, 1999, 2003 ve 2006 yıllarında değişiklik yapılmıştır. Yeni Anayasa ise 26 Eylül 2008 tarihinde kabul edilmiştir.

Türkmenistan’ın ilk Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı’nın 22 Aralık 2006 tarihindeki vefatının ardından Sayın Gurbangulu Berdimuhammedov, 11 Şubat 2007 tarihinde yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerini oyların %89’unu alarak kazanmış ve 14 Şubat 2007 tarihinde yapılan Olağanüstü Halk Maslahatı toplantısında Devlet Başkanlığı görevine atanarak, Türkmenistan’ın ikinci Devlet Başkanı olmuştur. Aslında Saparmurat Türkmenbaşı, kişisel özellikleri ve ülkede ki yaptığı reformlar yüzünden M. Kemal Atatürk’e çok benzetilmektedir. Hatta bir çok uluslararası bilimciler; Türkmenbaşı’nı “Türkmenistan’ın Atatürk’ü” olarak isimlendirmişlerdir. Hatta Türkmenbaşı’nın; Türkmenistan ulusunun başı ve yöneticisi olduğu için soyadını da “Türkmenbaşı” koyması; Mustafa Kemal Atatürk’ün “Atatürk” koyması ile bire bir örtüşmektedir.

Türkmenistan, BM Genel Kurulu’nun 12 Aralık 1995 tarihinde aldığı bir kararla “Daimi Tarafsız Ülke” statüsü kazanmıştır. Bu statü Türkmenistan dış politikasının temel unsurudur.

ÜLKENİN EKONOMİK PROFİLİ(2015)

Kavram Miktar
Ekonomik Durum 34,5 milyar milyar $
GSYİH Büyüme Hızı(reel) %11
Kişi başına GSYİH 9.700$(satın alma gücü)
Enflasyon Oranı %9
Döviz Kuru 1 $ = 3.5manat
Toplam Rezervler 26.6 Milyar $
İhracat 20.8 Milyar $
İthalat 15.9 milyar $
Ülkeye giren döviz 26 milyar $
İhracatta Başlıca Ürünler Petrol, doğalgaz, petrokimyasalar, demir, çelik, gıda
İthalatta Başlıca Ürünler Makine, techizat, kimyasallar, demir, çelik, gıda
Başlıca Sanayi Dalları Doğalgaz, Petrol Ürünleri, Tekstil, Gıda
Başlıca Tarımsal Ürünler Pamuk, tahıl, hububat, hayvancılık
Maden Yer altı Kaynakları Petrol, doğalgaz, kömür, uranyum, demir cevheri, kromit, kurşun, çinko, bakır, altın

 

TÜRKMENİSTAN’DA ENERJİ POTANSİYELİ

Türkmenistan’ın resmi rakamlarına göre, ülkenin doğalgaz rezervleri 25 trilyon metreküp civarındadır. Türkmenistan, dünya sıralamasında 1) İran (33,6 trilyon metreküp), 2) Rusya Federasyonu (32,9 trilyon metreküp) ve 3) Katar’dan (28 metreküp) sonra en büyük kanıtlanmış doğalgaz rezervine sahip ülke konumundadır.Son olarak Güney Yoleten’de bulunan ve “Galkınış” sahaları olarak adlandırılan Osman ve Minara sahaları, dünyanın en büyük 2. doğalgaz sahası olarak kayda geçmiştir.

TÜRKMENİSTAN’IN İHRACAT VE İTHALAT PROFİLİ

 

adsız12345.png

Türkmenistan İthalat payında Çin‘in en büyük rakibi, Türkiye’dir. Tabloda ki veriler 2015 yılına aittir. Çin’in bölgede ki ticaretin büyük bir kısmına hakim olmasının sebebi, aslında tarihsel arka planda ki stratejik yakınlıktır.

Adsızdgrehaeh.png

Çin’in enerji ticaretinin büyük kısmını Orta Asya ülkelerinden karşıladığı gerçeğinin kanıtıdır aslında. Lakin yukarıdaki tabloda, Türkmenistan’ın en fazla gıda ticareti yaptığı ülke İran bulunmamaktadır. Aslında Türkmenistan; 1997 yılında İran ile ticaret ortaklığı kurmuştur ve Türkiye ile enerji ticaret ağını, İran üzerinden geliştirmiştir. Bu bağlamda; Türkmenistan-İran arasında büyük çapta bir enerji ticareti yoktur; sadece Türkiye-Türkmenistan enerji ticaretinde İran; bir ulaşım ağı olarak kullanılmaktadır. Bu yüzden İran’ın bu ihracat payında yeri çok azdır.

Ve tabii Çin‘in bölgede ki yakın saha politikaları, büyük bir etki göstermektedir. Çin’in Türkmenistan ile arasında, Tacikistan – Kırgızistan ve Özbekistan vardır. Çin’in Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra, yakın sahasında bulunan ülkeler ile imzaladığı Şangay  İşbirliği Örgütüne üye ülkelerden Kazakistan – Kırgızistan – Tacikistan – Ozbekistan’ın; Türkmenistan ile sınır devlet komşusu olması, Çin’in bölgede ki büyük siyasi aktör olmasına yol açmaktadır.

TÜRKMENİSTAN DIŞ POLİTİKASI

Türkmenistan’ın dış politikasında izlediği “Tarafsızlık Politikası” gereği, Şangay İşbirliği Örgütüne yakın davranmaktadır. Türkmenistan, hem yakın saha politikalarında hem de uzak saha politikalarında hiç bir ülke ile çatışma ve rekabete girmemektedir. bu yüzden hem Avrupa Birliğine hem Şangay İşbirliği Örgütü ne yakın durup, aynı zamanda da İran ile ticaretini geliştirmektedir.

Türkmenistan Afganistan sınırında ise, Taliban’ın hakimiyetinin fazla olması sebebi ile Türkmenistan, Doğu bölgesine sürekli askeri yatırımlar yapmaktadır. Hatta Taliban ile mücadele; Türkmenistan’ın hem Askeri politikaları hem de dış politikalarında önemli bir etkendir. Taliban ile mücadele de Türkmenistan, askeri yatırımları artırarak bölgede ki otoritesini güçlendirmeye çalışırken, dış politikada ise, Taliban’a karşı gerek ABD gerekse de İsrail ile ilişkilerini geliştirmiştir. Türkmenistan’ın İsrail ilişkileri o kadar güçlü olmasa da ABD ilişkileri oldukça güçlüdür. Bu ilişkiler genel düzeyde enerji ve ticaret ilişkisi değil; askeri ve diplomatik ilişkilerdir. ABD’nin Afganistan’dan resmi olarak çekilmesi ve bölgeyi BM – NATO’ya teslim etmesi, Türkmenistan’ın NATO devletlerine yakınlığını artırmaktadır. Bu yüzden Taliban ile Mücadele politikası, Türkmenistan’ın Avrupa ve ABD ile ilişkilerinin gelişmesine neden olmuştur.

Aslında Türkmenistan’ın izlediği Tarafsızlık Politikası, bölgede ki stratejik manevralarının neticesinde, bir kısa vadeli politika değil; uzun vadeli politikanın eseridir. Tarafsızlık Politikası, günü kurtarmak, borçlu çıkmamak için izlenmemektedir. Gerek Orta Asya Trans Enerji Anlaşmaları, gerekse de Çin ile enerji ticaretini artırma anlaşmaları; bölgede büyüyen ve gelişen Türkmenistan’ın 20 -30 yıl sonra ki geliştirdiği politikaların adımıdır. Türkmenistan Tarafsızlık Politikası ile, 20 -30 yıl sonrasını hedeflemektedir.Bu da şimdi ne kadar pasif gözükse de; gelecek dönemlerde istikrarlı bir politika olduğunu gösterir

Mustafa Metin KURT

m.metinkurt@gmail.com

KAFKASYA’DA ENERJİ – TİCARET HATTI ÇIKMAZI

tanap

             Orta Asya – Avrupa ve Kafkasya – Anadolu arasında ki trans enerji hattı; Gürcistan üzerinden sağlanmaktadır. Sadece trans eerji değil; trans ulaşım ve trans ticaret hattı da Azerbaycan’dan Türkiye’ye; Gürcistan üzerinden sağlanmaktadır. Aslında bu hattın Gürcistan’dan geçmesi, maddi açıdan büyük külfet ve masraf oluşturmaktadır. Misal bu hatlar, Azerbaycan – Karabağ – Nahcivan üzerinden oluşsaydı, maddi külfetler daha da azalır ve ulaşım daha kısa sürede hallolurdu. Lakin, Dağlık Karabağ bölgesi, Ermeni işgali altında olduğu için; bölgenin hem güvenliği hem de siyasi çalkantıları yüzünden; ulaşım ticaret ve enerji hatları Gürcistan üzerinden Türkiye’ye taşınmaktadır.

                Bu dönemlerde Azerbaycan – Ermenistan arasında ki ateşkes ihlalleri ve Azerbaycan’ın Karabağ’ı alma ısrarı; ister istemez dış politika teorisyenlerinin yeni siyasi manevralar oluşturmaya sevk etmiştir. 20 yıldır işgal altında olan Dağlık Karabağ Coğrafyası eğer olur da bir gün tekrar Azerbaycan Topraklarına kazandırılırsa, bölgede ki aktör devletler; yeni siyasi manevralar oluşturmak zorunda kalacaktır. Dağlık Karabağ Sorunu, Azerbaycan’ın dış politikasında ve milli kimlik inşasında önemli bir etkene sahiptir. Tabii Karabağ Sorunu ve Karabağ için ortaya atılan teoriler, Azerbaycan Stratejistlerinin uzun vadeli politikalarında bazı değişiklikler oluşturmuştur.

                Azerbaycan’ın uzun vadeli dış politikalarında Karabağ’ın tekrar alınması durumunda, bir çok teorisyen, enerji ve ticaret hattının Gürcistan üzerinden değil de Karabağ – Nahcıvan üzerinden taşınması fikrini ortaya atmışlardır. Ticaret ve Enerji hattının Karabağ üzerinden taşınması, zaman ve maddi açıdan, Azerbaycan ve Türkiye için ne kadar iyi ve verimli olsa da, Gürcistan için kötü bir durumdur. Gürcistan, jeopolitik açıdan, Azerbaycan, Türkiye, Rusya ve Ermenistan’ın tam ortasında bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye – Azerbaycan ikili ilişkileri ve Rusya – Ermenistan ikili ilişkilerinin arasında; çok sağlam ve disiplinli dış politikalar oluşturmak zorundadır. Gürcistan, Azerbaycan – Türkiye arası enerji, ticaret ve ulaşım hattının göbeğinde bulunduğu kadar Ermenistan – Rusya arasında ki hatta da önemli bir role sahiptir.

                Gürcistan, bulunduğu coğrafya içerisinde herhangi bir yer altı kaynağı doğalgaz ve petrol yatağı bulunmadığı gibi, sanayi ve ticarette de bölgesel bir potansiyele sahip değildir. Bölgesel hinterlandını artırmak için de etkili bir sermaye oluşturmamıştır. Bu yüzden Gürcistan, kendi içerisinde sürekli siyasi çalkantılar, ekonomik krizler ve toplumsal çatlamalar yaşamaktadır. Gürcistan, 69.500 km² lik bir araziye sahip olmasına rağmen, 76 farklı toplumsal grubu içinde barındırmaktadır. Bu kadar küçük bir coğrafya içerisinde bu kadar fazla etnik grubun olması ve bu kadar fazla etnik grubun, büyük bir toplumsal çatlamaya uğramaması, Gürcistan’ın büyük bir başarısıdır. Her neyse… Azerbaycan – Türkiye arasında ki enerji ve ticaret hattının Karabağ’dan geçmesi, Gürcistan’ı Rusya’nın boyunduruğuna sokabilir. Eğer enerji ve ticaret hattı, Karabağ’dan geçerse, Gürcistan’ın bölgedeki etkinliği azalacaktır. Kendi coğrafyasında, kendi gelişimini ve ekonomik büyümesini sağlayamayan Gürcistan;  enerji – ticaret hattını kaybederse, ekonomik istikrarsızlığa düşecek ve sağlam bir politika izleyemeyeceği için Bölgede ki aktör ülke; Rusya’ya taviz vermek zorunda kalacaktır. Azerbaycan – Türkiye; enerji – ticaret hattını Karabağ’dan geçirirse, Gürcistan’ın Rusya’ya yakınlaşması ve Azerbaycan – Ermenistan çatışmasında, Azerbaycan’ın yalnız kalması demektir. Azerbaycan; Karabağ Sorunu hakkında, bölgede yalnızlaştırılmak istemez. Türkiye’ de Gürcistan’ın Rusya ile işbirliğinin armasını istemez. Gürcistan’ın Rusya’ya yakınlaşması, Türkiye’nin Kafkasya’daki bölgesel aktörlüğünü kısıtlayacaktır. Türkiye böylesine büyük bir tehlikeye girmek istemez.

                Ayrıca Karabağ’ın tekrar alınması durumunda enerji – ticaret hattının Karabağ’dan geçmesi durumunda, yeni yollar oluşturumak zorunda kalacaktır. Bu da yatırımcılara fazladan masraf oluşturacaktır. Zaten Azerbaycan – Gürcistan – Türkiye arasında bir ulaşım ağı açılmış ve geliştirilmiştir. Girişimli şirket ve aktör devletler, çeşitli yatırımlar yaparak bölgede ki ağı geliştirmiştir. Bu yüzden yeni bir ulaşım hattı oluşturulursa fazladan ve gereksiz yatırımdır.

SONUÇ:

                Sonuç olarak Karabağ’ın alınması durumunda, enerji ve ticaret hattının Karabağ – Nahcıvan üzerinden Türkiye’ye ulaşması; Gürcistan’ın bölgedeki etkisini ve potansiyelini zayıflatacaktır. Gürcistan, ekonomik istikrarını kaybetmemek için Rusya’ya yakınlaşacak ve Kafkasya’da Azerbaycan yalnızlaştırılacaktır. Azerbaycan’ın Kafkasya’da yalnızlaştırılması; Türkiye’yi Kafkasya politikalarında çıkmaza sokar. Bu yüzden hem Türkiye hem Azerbaycan; Gürcistan’ın Rusya ile yakınlaşmasını istemez. Karabağ’ın tekrar geri alınması, bölgede yeni çatışmalar doğuracaktır. Bu çatışmalar sadece Kafkasya’da değil; Küresel çapta olacaktır. Başta Ermeni Diasporasının Türk ve Azerbaycan uluslar arası kurumlara baskısı artacaktır. Bu yeni doğan çatışma ortamında Gürcistan’ı da karşı tarafa almak büyük bir hata olur.

                Bu yüzden, Türkiye’nin Kafkasya politikalarında Gürcistan asla saf dışı bırakılmamalıdır. Ve Karabağ’ın alınması durumunda oluşturulacak uzun vadeli dış politikalar ve iktisadi politikalarda Gürcistan göz ardı edilmemelidir.

 

MUSTAFA METİN KURT

m.metinkurt@gmail.com

Azerbaycan Savunma Bakanlığının resmi açıklamaları;

image

1) 2 Nisan günü yerleşim yerlerimize ermeni topçuları tarafından yapılan saldırıda sivil kayıplarımız ve yaralılarımız oldu.
2) Bu saldırılara karşılık verilmesi için Ağdam – Xocavend – Fuzuli istikametlerinde ki ermeni kuvvetlerine ani saldırı düzenlendi
3) Goranboy ilçesi, Naftalan kenti, Talış köyü civarındaki düşman birlikleri imha edildi.
4) Horadız şehrini düşman tehlikesinden korumak için Fuzuli bölgesinde ki Lale Tepe kontrol altına alındı.
5) Çatışmalarda 12 Azerbaycan Türk’ü Şehid oldu.
1 adet Mi-24 helikopteri ve 1 adet tankımız vuruldu.
6) Çatışmalarda 6 ermeni tankı, 15 topçu ünitesi ve takviye teknik alt yapı imha edildi.
100’den fazla ermeni itlaf edildi.
7) Ermeniler bir daha ateşkesi ihlal edecek olursa bu defa cevabımız daha sert olacaktır.

SİYASİ TARİHTE ORTA ÇAĞ, NE KADAR KARANLIK?

1280x720-USO

21. yüzyıl’ dan sonra Türkiye ve dünya’ nın genel eğitim kurumların da siyasal düşünceler tarihi için hep Avrupa merkez alınır. Siyasal Düşünceler ve Siyasal İdeolojiler konularının tarihsel arka planına bakıldığı zaman hep Antik Yunan Helenistik Dönemden başlanılır; I. Kulak Sofistler, II. Kuşak Sofistler diye devam eder. Sonra Roma İmparatorluğu Dönemine geçilir. Ve Roma İmparatorluğunun çöküşünden Rönesans’ a kadar geçen süre de “Karanlık Çağ” olarak lanse edilir. Lakin Doğu[1]’ nun en aydınlık dönemine karanlık çağ dönemi demek doğru değildir. Karanlık çağ terimi, Kıta Avrupası için ne kadar doğru olsa da bu deyimi dünyanın geneline yaymak; İslam Coğrafyasındaki Aydınlık Dönemi egale etmektedir

Modern anlamda siyasetin temelini atan Sokrates, Platon, Aristo gibi filozofların eserleri, İslam coğrafyasına kadar uzamıştır. Sokrates’ in öğrencisi olan ve Sokrates’ in teorilerini kuramlarını derleyerek yazıp kitap haline getiren Platon; Siyaset Biliminde “Yönetici-Koruyucu-Halk” teorisini ilk ortaya atan filozoftur. Ayrıca, Polisin(şehir-devlet) sosyo-ekonomik ve sosyo-politik yaşamına dayanan tezler hazırlamıştır. Misal; “Çiftçi, en iyi bilindiği işi; çiftçiliğini yapmalı, berber berberliğini, asker askerliğini yapmalıdır. Eğer ki Çiftçi, yönetici olmak isterse, devlet kavramı alt-üst olur devlet biter” şeklindeki teorisi de “Totaliter Düşüncenin” temelini atmasına neden olmuştur.  Platon, tarihteki ilk totaliter düşüncenin savunuculuğunu yapmıştır. Lakin Platon’ un totaliter düşüncesini yüzyıllar sonra İmam-ı Gazali eleştirmiştir.

Dönemin diğer büyük Siyaset Bilimcisi de Aristo’ dur Aristo’nun da büyük tezlerinden biri; Altın Oran Kuramından; en iyi yönetim biçimidir. En iyi yönetim biçimi; ne oligarşi kadar ağır, kuralcı ve sert ne de demokrasi kadar yumuşak ve kuralsızdır(adalet-iktidar uyuşmazlığı). Aristo’ya göre en iyi yönetim biçimi, demokrasi ve oligarşinin arasında hukukun üstünlüğünü savunan bir yönetimdir. Aristo’ da bu tezine “Politerian” ismini vermiştir. Aristo’nun bu düşüncesini yüzyıllar sonra; Yusuf Has Hacip; Kutadgu Bilig eserinde savunmuştur. Yusuf Has Hacip’ e göre Hukuk; iktidardan da üstün ve devletin iskeletidir. Eğer hukuksal imkânlar zayıf ise iktidar halkı yönetemez. İktidar, hukuk ve adaleti kendi istediği şekilde kullanmamalı; insan fıtratına ve yaşam içeriğine en uygun olanı kullanmalıdır, şeklinde yorumlamıştır.

Aristo’ dan Yusuf Has Hacip’ e Devletin Adalet Kuramı

Devlet Yönetiminde hukuksal üstünlüğünün ortaya atıldığı Roma Dönemi de bitip Orta Çağ dönemine girilmiştir. Avrupa ve Türkiye’ de birçok siyasi tarih kitapları; Bu dönemi(Roma İmparatorluğunun Yıkılması – Rönesans Döneminin başlangıcı) bu şekilde devam ettirmektedir.

Orta Çağ aslında İslam Medeniyet Tarihinin altın çağıdır en parlak çağıdır. Bilimler içinse Aydınlık Dönemi yorumu yapılmaktadır. Şuan ortaokul ve lise ders kitaplarında hep bahsedilen “Kutadgu Bilig” eseri; “Mutluluk Veren Bilgi” anlamında öğrencilere lanse edilmektedir ama kitabın adında yatan gerçek doğru, hiçbir öğrenciye anlatılmamıştır. Kitap, dönemin edebi ahengine uygun olarak beyit beyit yazıldığı için; şiir kitabı olarak diyenler bile vardır. Kitapta adı bahsedilen dört kahramandan yola çıkarak; hikaye – kişisel gelişim kitabı olarak yorumlayanlar bile vardır. Ama aslına Kutadgu Bilig, ne şiir kitabıdır ne de hikaye kişisel gelişim kitabıdır. Kutadgu Bilig, Kutluk[2] bilgisi demektir. Kut’u; yani devlet yönetimini elinde bulunduran iktidarın(kaan – sultan – hakan) devleti nasıl yöneteceğini ve yönetimde ne tür teknikler kullanacağını anlatmaktadır. Yusuf Has Hacip’ te sıradan bir edebiyatçı yazar şair değil; Has Haciptir[3]. Yani sıradan bir kişi değil, bir devlet adamıdır. Lakin hiçbir ders kitabında Yusuf Has Hacip’ i ve Kutadgu Bilig’ i tam manası ile anlatmamaktadır.

Kitap, 11. Yüzyılın ikinci yarısında yazılmıştır. Ve dönemin edebi zihniyeti; divan edebiyatından doğan beyitler olduğu için; kitap beyit beyit hikaye şeklinde yazılmıştır. O dönemde yazılan tüm eserler, dönemin edebi zihniyetine uygun olan biçimde kaleme dökülmüştür. Çünkü Yusuf Has Hacip de biliyordu ki nazım biçiminde yazılmış eserler, halk ve devlet adamları tarafından yoğun talep görüyordu. Yusuf Has Hacip eseri, normal düz yazı şeklinde yazsaydı; dönemin hiçbir devlet adamı eserden haz almayacaktı. Bu bakımdan Yusuf Has Hacip, bir siyasetçi olduğu kadar bir sosyologdu diyebiliriz.

Eserde dört önemli ana karakter vardır. Bunlar Küntogdu – Aytoldu – Odgırmış – Öğdirmiş’ tir. Eserde bu kahramanların statüsü sırası ile; Hükümdar – Vezir – Vezirin oğlu – vezirin kardeşi şeklinde geçmektedir. Aslında her kahraman, devlet yönetiminde bir terimi temsil etmektedir. Yani Küntogdu, adaleti; Aytoldu; hükümdarlığı; Öğdilmiş, Dervişi, Odgurmış da bilgeliği simgelemektedir. Bu kavramları aşağıdaki şema, daha iyi anlatmaktadır

İsimler Günümüz Türkçe Manaları Temsil Ettiği Terimler
Küntogdı Güneş Adalet
Aytoldu Ay Hükümdar
Odgurmış Öğrenmiş Bilgelik
Öğdilmiş Övülmüş Kader(Akıbet)

 

Eser, genelde Küntogdı ve Aytoldu’ nın konuşması üzerine geçmektedir. Adaleti Temsil Eden Küntogdu’ ya; günün doğması fiilinden yola çıkarak “Güneş” ismini vermiş. Hükümdarlığı temsil eden Aytoldu’ ya ayın doğması fiilinden yola çıkarak “Ay” ismini vermiştir. Aslında Yusuf Has Hacip bu benzetmelerle modern siyaset ve modern devlet yönetiminin temel taşını ortaya koymuştur. “Adalet İktidardan Daha Üstündür” savını ortaya koymuştur. Ve olayı biraz mitolojik ifade ile şöyle yorumlayabiliriz. Güneş aya ne kadar ışık verirse ay da yeryüzünü o kadar aydınlatır. Ay, güneşten açısını değiştirip ne kadar az ışık alırsa; yeryüzünü o kadar az aydınlatır.

Yani Yusuf Has Hacip; iktidarın en büyük gücünün “halkına adil davranması şeklinde yorumlamaktadır. Halkına adil davranan bir iktidar o kadar güçlü olur. Halkını baskı ve zorbalık ile yöneten bir iktidar ise o kadar güçsüz olur ve bu iktidarın yönettiği devlet de o kadar zayıf olur ifadesini çıkartmıştır.

Günümüz siyaset bilimcileri; modern devlet yönetimini bundan bin yıl önce yazan bir siyasetçinin dönemine karanlık çağ demiştir. Aydınlanmayı Rönesans’ tan ibaret sanan siyaset bilimciler; Avrupa dışında hiçbir şeyi bilmemektedir. Siyaset ve Felsefe sadece Kıta Avrupa’sında yoktur. Siyasi tarihin miladını, Fransız İhtilaline bağlatmak kadar bir Avrupai düşünce de yoktur. Artık ülkemizdeki aydınların ve elitlerin, siyasi tarihe ve siyasi düşünceler tarihine bir de Doğu merkezli bakması gerekmektedir. Yıllardır bir nesle sürekli Avrupai sistem baz alınarak; her şeyin Avrupa’ da keşfedildiği bilgisi empoze edildi. Doğu Medeniyeti, tarihten bu güne kadar her şeyden uzak; pozitif bilimlerden yönetim bilimlerinden ve sanatsal kültürel bilimlerden uzak sürekli çatışmaların ve savaşların olduğu, kanların akıtıldığı ve sadece ağıtların, şiirlerin yazıldığı coğrafya olarak gösterilmemelidir.

Anahtar Kelimeler; Siyasi Tarih, Kutadgu Bilig, Orta Çağ Avrupası, Doğu Medeniyeti

kaynak: http://www.fikmed.org

[1] Ortadoğu, Ortaasya, Avrasya

[2] Kut; Türk devlet geleneğinde ülkeyi yönetme yetkisinin hükümdarlara, Tanrı tarafından verildiği anlamıdır

[3] Has Hacip; Eski Türk Devlet Geleneğinde; Hakan’ ın siyasi işlerini yürüten ve Hakan’ a yol gösteren kişi demektir. Modern Türk Devlet Geleneğinde ise Has Haceptarlık; Cumhurbaşkanı baş danışmanı manasına gelmekedir

Türk Dış Politikası Açısından Kafkasya’nın Jeo-ekonomik Önemi

IMG_1EE8F9-6D3EBB-1C62A0-ABA18F-F0F90A-FC9327-610x250

Kafkasya ve Hazar Havzası, Türkiye’nin Orta Asya ve Güney Doğu Asya’ya açılan kapısıdır. Bu açıdan Kafkasya ve Hazar Havzası, Türkiye için; ekonomik ve ticari anlamda önemli bir coğrafi alana sahiptir. Kafkas Havzası sadece Türk ticaret ekonomisi için değil; Orta Asya ticaret ve ekonomisi için de Avrupa’ya açılan bir kapıdır. Kazakistan, Türkmenistan, gibi Hazar Havzasına sahip devletler, enerji ve ticaret ağını Kafkasya’dan Türkiye ve Avrupa’ya taşımaktadır. Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan yakıt boru hattı, Kafkasya ve Türkiye üzerinden geçmektedir. Türkiye ile stratejik müttefik kurmuş Azerbaycan, Avrupa’ya gaz petrol ve yakıt hattını Türkiye üzerinden sağlamaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, yakında faaliyete geçecek Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ve proje aşamasında devam eden dünyanın en büyük enerji projelerinden biri haline gelmiş Nabucco Projesi, Avrupa’ya Ortadoğu ve Azerbaycan üzerinden yakıt taşımak amaçlıdır. Ayrıca bu projeler, Azerbaycan’ın Rusya’dan bağımsız ekonomik politikalar gerçekleştirmesine bir olanak sağlamaktadır. En önemli husus da şudur ki, bu projeler Avrupa Birliği tarafından değil de Türkiye tarafından gerçekleştiği için, enerji ticaretinde Türkiye’yi, araç devlet değil, merkez(tampon) devlet haline getirmiştir.

2013’te AB destek alan Ukraynalı grupların, Rusya’ya yakınlığıyla bilinen Ukrayna Eski Devlet Başkanı Yuliya Timoşenko’ya karşı ayaklanmasının ardından, Rusya’nın Ukrayna topraklarını ilhak etmesi; Rusya ile Avrupa Birliği’nin arasını açmıştır. Rusya’nın, Ukrayna topraklarına girerek uluslararası antlaşmaları yok sayması ve Avrupa Birliğine gözdağı vermesi, Avrupa Birliği’ni siyasi manevralara sokmuştur ve Rusya ile Avrupa birliği, birbirlerine karşılıklı ambargo uygulamıştır.

Ukrayna’da yaşanan çatışmaların yol açtığı kriz, Türkiye’yi yeni siyasi manevra ataklarına sevk etmiştir. Rusya’dan Avrupa’ya taşınan yakıtın kesilmesinin ardından Avrupa Birliği, enerji arzını Kafkasya ve Orta  Asya’dan karşılama çalışmalarına girişmiştir

1991′ den Günümüze Türkiye’ nin Kafkasya’ daki Siyasi Manevraları

tr-enerji

Türkiye, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Kafkasya’da yeni siyasi ve diplomatik ataklara girişmiştir. Fakat Türkiye, bölgedeki merkez devlet olma statüsünü hemen elde edememiştir. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Kafkasya, tarihinin en kanlı iç karışıklık dönemini yaşamıştır. Bölgede Azerbaycan ve Ermenistan arasında süren Dağlık Karabağ Sorunu, Çeçenistan ve Sovyetler arasında süren daha sonra da Rusya Federasyonu’nun en büyük sorununu oluşturan Çeçen Sorunu, 21.Yüzyılın yarısında Kuzey Kafkasya’dan Orta Asya’ya sürgün edilen Ahıska, Çerkez Türklerinin tekrar topraklarına gelmek isteği, Rusya ve Gürcistan arasında anlaşmazlığın savaşa dönüştüğü Osetya Krizi ve ayrıca 1918’den beri, baskıcı İran Yönetiminde, topraklarında asimile edilmeye çalışılan Güney Azerbaycan Etnik Sorunu… Bu kadar sorunların ardından, Türkiye’nin bir anda Kafkasya’da merkez ülke olması çok zordur. Fakat bu zorluklara rağmen Kafkasya’yı başı boş bırakmamıştır Bu yüzden Türkiye, 23 yıldır Kafkasya üzerinde çeşitli siyasi manevralar yapmıştır. Karabağ Krizi yüzünden ilişkilerin tamamen askıya alındığı Ermenistan haricinde, Gürcistan, İran, Azerbaycan, Rusya ve Hazar Deniz Havzasına bağlı ülkelerle çeşitli enerji, ticaret, ulaşım; ve Türki Cumhuriyetlerle yapılan(Hazar Deniz Havzası buna sahil) kültür anlaşmaları; ve bu anlaşmalarda Türkiye’nin bizzat öncülük etmesi, Türkiye’yi araç ülke değil; merkez ülke konumuna getirmiştir. 2000 yılları sonrası çalışmalara başlanılan enerji taşıma projeleri, enerji ticaretinin yanı sıra; stratejik unsurları da içinde barındırmaktadır.

Azerbaycan’ın Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi ile enerjisini Akdenizden Avrupaya ihrac etmesi; Azerbaycan’ın ekonomik ve siyasi bağımsızlığında büyük bir paya sahiptir. Aynı zamanda; Sovyetlerden ayrılan ve ekonomik sıkıntılar içinde çalkanan Gürcistan’ın, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattından elde ettiği ekonomik getiri, Gürcistan’a da siyasi başarılar sağlamaktadır.

2013’te patlak veren Ukrayna Krizi ve Rusya-AB çekişmezliği, AB’nin enerji kaynağını Kafkasya’dan temin etmeye yönlendirmiştir. Rusya’nın AB’ye uyguladığı enerji ambargoları yüzünden AB, enerji ticaretini Kafkasya üzerinden yapma yoluna girişmiştir. AB’nin Kafkasya’ya muhtaç kalması; aslen Türkiye’ye muhtaç kaldığını göstermektedir.

Sonuç olarak şuan Kafkas ülkelerinin, Avrupa’ya enerji ticaretini Rusya üzerinden değil de Türkiye üzerinden yapması; bölgedeki merkez ülkenin Türkiye olduğunu göstermektedir. Bu durum ise Türkiye’nin Kafkasya Politikalarında, sağlam disiplinli stratjik manevralar gerçekleştirdiğini göstermektedir.

2020 yılında faaliyete geçecek olan Nabucco Projesi ile, Kafkasya ülkelerinin, (projenin Kafkasya etabındaki ülkeleri Azerbaycan ve Gürcistan) Rusya’ya karşı ekonomik ve siyasi otoritelerini güçlendirirecektir. Bu sayede 2023 yılına gelindiğinde, Türkiye’nin Kafkasya üzerindeki merkez ülke statüsü daha da fazla artacaktır. Kafkasya’nın gelişim kaydetmesi, Türkiye’yi daha da güçlendirecektir.

İHMAL EDİLMİŞ BİR BÖLGE: GÜNEY AZERBAYCAN

Güney-Azerbaycan

Güney Kafkasya, Türkiye’de üzerinde fazla çalışılmamış ve görece daha az bilinen bir bölgedir. Sovyetler Birliği dağıldığında Ermenistan ve Gürcistan, Türkiye’nin dış politika öncelikleri arasında yer almamıştır. Bunun yerine Türkiye, Orta Asya ve Azerbaycan’daki Türkî devletler ile yakınlaşma yolunu seçmiş, finansal ve politik kaynaklarını o bölgelerde kendisi için bir etki alanı yaratmak için kullanmıştır.

Azerbaycan ile kurulan ikili ilişkiler, Türkiye’nin Sovyetler sonrası dış politikasının bu bölgedeki ana odağı haline gelmiştir. Bu ilişki, çoğunlukla kimlik ve akrabalık vurgusu üzerinden şekillenmiştir. Bu tutumun Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki etkinliğini sınırlandırdığı söylenmektedir. Örneğin, Türkiye’nin Azerbaycan ile yakın ilişkisi ve dayanışması, Ermenistan ile arasındaki ilişkinin yürütülmesini güçleştirmektedir. Türkiye-Ermenistan arasında zaten ortak sınırın belirlenmesi ve soykırım meselesi gibi ciddi ihtilaflar bulunurken, Türkiye’nin Azerbaycan’a sağladığı koşulsuz destek iki ülke arasında ayrıbir anlaşmazlık kaynağı haline gelmiştir. 1990’ların başındaki Türkiye dış politikası Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla açığa çıkan boşlukta bir etki alanı yaratmayı hedeflemiştir. Ancak yeni kurulan devletlerin beklentileri ileTürkiye’nin imkânları örtüşmemiş, bu nedenle bölgeye yönelik dış politika beklenen başarıyı sağlayamamıştır.

Ancak 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında Türkiye, Güney Kafkasya’ya yönelik yapıcı ve geniş kapsamlı bir dış politika stratejisi benimsemeye başlamıştır. Bu açıdan Türkiye, bölgeye geç gelen bir aktör olarak görülebilir. Türkiye’nin kendisini bir enerji dağıtım merkezi olarak konumlandırması ile enerji konusu son derece önem kazanmış, Hazar doğalgazının Batı’ya taşınması hükümetönceliklerinden biri haline gelmiştir. Dolayısıyla, Azerbaycan gibi Gürcistan da özellikle Bakü- Tiflis-Ceyhan boru hattının yapımından sonraönem kazanan bir ülke olmuştur.

2002’de iktidar olduğu sırada henüz dış politika alanında az bir deneyime sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinde Ahmet Davutoğlu etkin bir figür olarak ortaya çıkmış ve “stratejik derinlik” kavramı ile Türkiye’nin dış politikasının şekillenmesinde aktif bir rol oynamıştır. Bu doğrultuda Türkiye, özellikle komşularına yönelik aktif bir dış politika izlemeye başlamıştır. Ancak Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik politikası çokça tartışılırken, Türkiye için en az bu bölge kadar önemli olan Güney Kafkasya’nın üzerinde çok durulmamıştır.Bugüne kadar, Azerbaycan’la yürütülen ilişkiler, Türkiye’nin Güney Kafkasya’ya yönelik politikasının belkemiğini oluşturmuştur.

Birmillet iki devlet” sloganı politik gerçekliği tam olarak yansıtmasa da siyasi retorikte hala kullanılmakta, Türkiye ve Azerbaycan’ın siyasi elitleri arasındaki dayanışma söylemi de önemini korumaktadır. Azerbaycan’ın yanı sıra, Gürcistan da giderek artan ekonomik/ticari ilişkiler ve vize serbestîsi ile Türkiye’nin iyi ilişkilere sahip olduğu komşularından biri haline gelmiştir. Bu denklemin eksik parçası ise Ermenistan’dır. 2008 yılında futbol diplomasisiyle başlatılan siyasi çabalar normalleşme yolunda beklentileri artırdıysa da, ilişkiler tekrar çıkmaza girmiştir ve yakın gelecekte düzelmesi muhtemel gözükmemektedir. Türkiye’nin Güney Kafkasya’ya yönelik öncelikleri bölgesel güvenlik ve istikrarın sürdürülmesidir.

Türkiye ayrıca Güney Kafkasya ülkelerinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini desteklemekte, bu ülkelerin Avrupave Avrupa-Atlantik kurumlarına ve diğer uluslararası kuruluşlara entegrasyonunu da teşvik etmektedir. Ankara, kapalı olan Ermenistansınırının Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki varlık ve etkisini sınırladığının da farkındadır. Ancak, Türkiye’nin Azerbaycan’la ilişkileri pahasına Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirmesi olası değildir. Ayrıca Azerbaycan’ın stratejik doğal kaynakları ve iki ülke arasındaki akrabalık bağlarının yanı sıra, Türkiye açısından Azerbaycan ile sahip olduğu ekonomik ilişki diğer tüm Güney Kafkasya ülkeleri ile arasındaki ekonomikilişkiden daha önemlidir. Türkiye, 2010 yılındaki 2.416 milyar $ ticaret hacmi1 ile Azerbaycan’ın ikinci en büyük ticari ortağıdır. Futbol diplomasisi ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yaşanan normalleşme süreci, Kasım 2009’da imzalanan Zürih protokolleri vasıtasıyla Güney Kafkasya’da barış ve istikrarın tesis edilmesi adına tarihi bir fırsat yaratmıştır.

Fakat süreç tamamlanamadığı için, her iki tarafta da hayal kırıklığı yaratmıştır. EPF’nin Kafkasya Araştırma Kaynağı Merkezi’nce (Center for Research Resource Center – CRRC) 2010 yılında (normalleşme sürecinin tıkanmasının ardından) yapılan bir araştırma verilerine göre, Ermenilerin çoğunluğu Türkiye ile sınırın açılmasının ekonomik açıdan Ermenistan’a fayda getireceğini düşünse de, Ermenistan’da çalışmaya katılanların %44’ü sınırın açılmasının iç politik süreçlere zarar getireceğini ve %58’i ise sınırıaçmanın Ermenistan’ın ulusal güvenliği açısından zararlı olacağını dile getirmiştir.2 2010 yılının Aralık ayında yapılan, TESEV’in “Türkiye’de Dış Politika Algısı” isimli araştırmasına göre, Türkiye’de, araştırmaya katılanların %39’u Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurulmasını ve sınırın açılmasını desteklerken, %44’ü desteklememektedir. Aynı zamanda katılımcıların %50’si Ermenistan ve Türkiye arasında politik yakınlaşmayıdesteklerken, katılımcıların %37’si buna karşı çıkmaktadır.3 Ayrıca, CRRC’nin araştırması göstermektedir ki Ermenistan’da araştırmayakatılanların %69’u Türkiye toplumunun Ermenistan’a karşı genel tutumunun fazlasıyla ya da tamamen olumsuz olduğunu düşünmektedir.4

Bu veriler, iki ülke vatandaşlarının karşılıklı algılarının hala sorunlu olduğunu göstermektedir. İlk beklentiler, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde yaşanacak bir iyileşmenin, Ermenistan- Azerbaycan arasında bir uzlaşmayı datetikleyeceği yönünde olmuştur.

En azındanTürkiye’de, Ermenistan’la ilişkilerde elde edilecek olumlu bir adımın Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerine de yansıyacağı ve dolayısıyla bu iki ülke arası normalleşme sürecinin kolaylaşacağı varsayılmıştır. Ancak Ermenistan-Türkiye yakınlaşması kısa sürede rafa kaldırıldığı için olumlu bir adım olmaktan çok tamamlanmamış bir süreç olarak kalmıştır. Bu çerçevede yakınlaşma süreci Türkiye’de Ermenistan’a olan ilgiyi artırmış olsa da, Ermenistan-Azerbaycan diyaloğuna katkı sağlayamamıştır.

Türkiye tarafının protokolleri onaylamamasının temelsebebinin Azerbaycan’la ilişkileri olduğu düşünüldüğünde sürecin nihai olarak Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki diyaloğa da zarar vermesi mümkündür. Türkiye açıkça Ermenistan- Türkiye normalleşme süreci ile Dağlık Karabağ sorununun birbiriyle ilişkili olduğunu düşünmektedir. Başka bir deyişle, Dağlık Karabağ sorunundaki çıkmaz, bölgesel dinamikleri ve Ermenistan-Türkiye normalleşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Sonuçta Ermenistan- Türkiye ve Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ayrı ayrı müzakere edilecek olsa da ikisi arasında bir bağlantı bulunduğu açıktır.

1 Ekonomi Bakanlığı web sayfası: Azerbaycan Ülke

Profili http://www.ekonomi.gov.tr/upload/7A079AF0-D8D3-856645209F73D74AFCC0/azerbaycan.pdf

2 afkasya Araştırma Kaynağı Merkezi (CRR C) “Kafkasya Barometresi”: http://www.crrc.ge/oda/?dataset=5&row=122

3 kgün M., Gündoğar Senyücel S., Görgülü A., Aydın E. E., “Türkiye’de Dış Politika Algısı”,TESEV Yayınları, 2011, s. 28 -30

4 CRCC 2010, “Kafkasya Barometresi”